Yeni Anayasa
LYS Başvuruları Bugün Başlıyor.
MER-DER ANAYASA ÖNERİSİ MECLİS KAYITLARINDA
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Ehl-i Beyte Muhabbet mi Sünniye adavet mi?

Ehl-i Beyte Muhabbet mi Sünniye adavet mi?
Peygamberimiz aleyhisselatu vesselamın ‘Bir Halife gelecek’ dediği dönemi, ‘herkesin reyinin eşit olduğu ve kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı bir zaman dilimi’ olarak algılıyorum ki o da çok yakındır.
07.12.2011 / 11:30


Asırlardır devam eden ve giderek asıl gayesinden taşırılarak alevlendirilen;  hak ve hakikate (yani ehli beyte)muhabbetten ziyade ‘ötekilerine öfke duymak’ ÅŸeklinde nitelendirilebilecek bir mahiyet kazanmaya baÅŸlayan ve her geçen gün öfke boyutu biraz daha öne çıkan Kerbela gösterilerinin artık makul bir çizgiye çekilmesi;  Sünni - Åžii ayırımının artık terk edilmesi  gerektiÄŸi yolunda bir yazı yazmayı denedim, dehÅŸete kapıldım.



Ben sanıyordum ki Sünni kesim, üstüme gelecek. Yanılmışım. Bu Åžii kardeÅŸlerimizde öyle bir öfke birikmesi varmış ki, sahabe olduÄŸu kesin bir zatı (hazret) ifadesiyle andım diye nerede ise beni linç edecekler.  



Ve anladım ki, ÅŸu yaranın sarılması için ümmet, daha büyük bedeller ödeyecek. Yahut en az birkaç Humeynî ve Bediuzzaman’ın (rahmetullahi aleyhima) gelmesi gerekiyor .



Malum, Humeynî, iktidarını güçlendirir güçlendirmez, kitaplarda Sünnilere ve bazı sahabelere yönelik ağır hakaretler içeren ifadeleri çıkartmıştı. Ben onu birkaç yazımda ifade etmiÅŸtim. Bediuzzaman’ın gerek Åžia’ya ve gerekse Alevilere bakışı da malum.  



O insanlar, ‘öz’ namına kabukları kırmanın numuneleri olarak önümüzde dururken, bir takım kendini bilmez insanların, öfkenin devamından yana tavır koymaları elbette kale ible alınmaz amma bazen küçücük bir serseri öfke, büyük bir hakikati yok etmeye yetebiliyor.  



Ve dikkatimi çekti, bu yıl ilk defa, Halkalı’da düzenlenen gösterilerde –ki daha önce en az üç tanesine katılmış ve derin duygulanmalarla ayrılmıştım- siyasi söylem ve tavır, meselenin özünün önüne geçti. Yani konuÅŸmacılar, günün manevi cephesi üzerinde durmak yerine iÅŸi siyasete döküp BeÅŸÅŸar’a karşı yapılması muhtemel yaptırımlara çatmayı tercih ettiler. Halbuki orada bir de zulüm var. Ona hiç temas etmediler!  Bu mu Hüseyni tavır?



Maalesef İslam,  dünya gündemini etkilemeye ve insanlığı kendisine çekmeye baÅŸladıkça, birileri de içimizdeki eski yaraları kaşıyarak, birlik ve beraberliÄŸimizi zaafa uÄŸratmanın yollarını arayıp buluyor. Ben fikrimi bir kere daha tekrar ediyorum: Bu Sünnilik ve Åžiilik, 1400 asırdır belimizi kırdı. Bu ikiliÄŸe derhal son verilmeli. EÄŸer bu ikiliÄŸe son verilmezse, yükseliÅŸe geçen İslam bir kere daha burnu üstüne çaktırılacak.



Türkiye’de bir zamanlar Komünistlik- FaÅŸistlik vardı. Åžimdi o arkadaÅŸlarımız ulusalcılık adı altında bir araya gelmiÅŸler. Mademki aynı amaçta birleÅŸeceklerdi, neden o gün birbirlerini kırdılar. Bunun altındaki fitneyi görmek lazım… Åžu mesele dahi o kabildendir!



Ben anlayamıyorum, bu nasıl bir öfkedir ki dinmiyor, dindirilmiyor. Ve üstelik bu gösterilerin İslam’a ve  Kuran’a nasıl bir hizmet ettiÄŸi de meçhul!  Güya, Emevi ırkçılığına karşı tepki gösterirken adeta baÅŸka bir tür kavmiyetçilik yaptıklarını görmüyorlar.  



Ben İslam dünyasında kurulmuÅŸ Åžii - Sünni tüm devletlerin macerasını az çok biliyorum. Ne Sünnilik, eÄŸer hakan zalim ise zulme mani olmuÅŸtur, ne Åžia, kendi sultanlarının zulmüne mani olmuÅŸtur. Al birini vur ötekine…



Emeniler çok zalimdi de Abbasiler çok mu adildi? Kendilerini iktidara getiren Ebu Müslim7i zehirleyip öldürdüler.  Abbasiler zalimdi de Åžii olan BüveyhoÄŸulları ve Samaniler çok mu adildi? Bütün İslam devletlerinde gözyaşı, acı ve fitne vardı. Hilafet etrafında koparılan kavgalarda milyonlarca masum can verdi. Bu mu hak ve adalet? Hele iktidarı elde etmek için sergilenenler ve yapılanlar!Ne Kur’an’a sığar ne izana! Åžia ne yapmış ki bugüne kadar o zalimlere karşı ÅŸimdi bir ÅŸey yapacak?



Aynı ÅŸey Sünnilik için de geçerlidir. Üç beÅŸ büyük âlim dışında idareye kafa tutmuÅŸ kaç kiÅŸi gelmiÅŸ. Ya ‘maslahat böyle icap ediyor’ deyip geçmiÅŸlerdir yahut da halkın zalim padiÅŸahlardan çektiÄŸi acıyı, ‘Halkın hak ediÅŸine’ baÄŸlamışlardır.  ‘Her toplum, hak ettiÄŸi yönetimle idare olunur’ yargısı hakimane bir ifade olmakla birlikte, bu yaklaşım, zalimin zulmünü meÅŸru kılmanın da gerekçesi olmuÅŸtur.



Yani kısacası, sayısız Åžii ve Sünni devlet kurulmuÅŸtur. İnceleyin, hiç birisi ‘hah iÅŸte İslam budur’ diyebileceÄŸiniz kamet ve keyfiyette deÄŸildir.



Tabii ki her devletin, idarecisinden kaynaklanan adilane zamanları olmuÅŸtur. Ama Sultan eÄŸer zalim olmuÅŸsa, onu ne Sünnilik caydırabilmiÅŸtir ne Åžiilik. Herkes kendi zalimini –Suriye meselesinde de olduÄŸu gibi- halkı göstermeye çalışmıştır.



Mesela, Yavuz Sultan Selim’i yerden yere vuran Åžii kardeÅŸlerimiz Åžah İsmail’in katliamlarını görmezler.  ‘Kuyucu Murat kır bin insan öldürdü’ derler ama Åžah İsmail’in İran’da bir tek Sünni bırakmadığını hatırlamazlar.  



Artık ümmet olarak bu ikiyüzlülükten kurtulmak zorundayız. Onun için de ‘masum imam’ ve ‘mukaddes halife’lerden çok,  ‘makul aklın hükümranlığı’na ihtiyacımız var. Ben artık Åžeriatı, Åžia’nın veya Sünni’nin perspektifinden görmek istemiyorum. Dini tüm yaklaşımların ve Kur’an’ın, ideolojilerden ve indi görüÅŸlerden (fikr-i vahid) ayıklanıp Aklın icaplarına göre düzenlenmesi gerektiÄŸine inanıyorum.  Hiçbir cemaatin, hiçbir tarikatın diÄŸerlerinden üstün olmasına gönlüm razı deÄŸil. Aklın öncelenmesi anlamına gelen Laik Yönetimin -(Devletin ÅŸu veya bu cemaatin etkisinde yahut ÅŸu veya bu dini eÄŸilimin tesirinde kalmaması için)-  hakim kılınması o yüzden ÅŸart.



Åžu günlerde,  dini hissiyatların yükselmeye baÅŸladığı, inançların hükümran olacağı bir döneme giriyoruz. Kimileri buna Foton çağı diyor kimileri bilmem ne takvimi diyor. Adı ne olursa olsun kâinatta, galaktik bir yeni gün baÅŸlıyor. Hani Kur’n’ad denir ki “Rabbinin katında bir gün sizin saydıklarınızla bin yıldır” (Hac, 47). İşte o hesaba göre 24 bin yıllık bir evre –Galaktik bir gün- tamamlandı yeni bir fecre giriyoruz. Veya AkÅŸama…



İyi ÅŸeyler olacağına dair umutlarımız var ve yüksek. Åžii lider Nasrallah da umudun yükseldiÄŸinden söz etti konuÅŸmasında. Evet, cennet asa bir zaman gelecek amma eÄŸer biz ahmaklığımızla ona mani olmazsak…



Hz. Cabir (ra) anlatıyor:



"Resûlullah leyhissalâtu vesselâm ÅŸöyle buyurdu: ‘Irak ehline bir ölçeklik yiyecek ve tek dirhemlik paranın gelmeyeceÄŸi zaman yakındır!’



 "Nereden?" diye soruldu. "Acem diyarından. Onlar bunu yasaklayacak" buyurdu .  (Irak ambargosu)



Sonra devamla "Åžam ehline de tek dinarlık paranın ve bir ölçeklik yiyeceÄŸin gelmeyeceÄŸi zaman yakındır!" buyurdular. Yine: "Bu nereden gelmeyecek?" diye soruldu. "Rum cihetinden!" buyurdular.  (Åžimdi de Suriye Ambargosu)



Sonra (Hz. Cabir) bir müddet sustu (ve ilave etti: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm dedi ki: "Ümmetimin sonunda BİR HALİFE gelecek; malı sayı ile deÄŸil, avuç avuç dağıtacak!)" (Kütübü sitte =  http://akaid.net/kutubusitte/4760.html   4756 altıncı hadis.)



İşte bendeniz, Peygamberimiz aleyhisselatu vesselamın ‘Bir Halife gelecek’ dediÄŸi dönemi, ‘herkesin reyinin eÅŸit olduÄŸu ve kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı bir zaman dilimi’ olarak algılıyorum ki o da çok yakındır. Tabii ki birileri buna mani olmaya çalışacaktır ve hem de içimizdeki eski acıları maniple ederek.



Ben Sünnilerle Åžiiler arasındaki fıkhî ve itikadî tartışmalara girmek istemiyorum. Girersem, o mevzuyu tartışacak bilgiye de sahibim elhamdülillah. Ama gerek yok.  Zaten ‘her ÅŸeye raÄŸmen birlik ve beraberlik olabileceÄŸi’ ümidini de bildiklerim bana ilham ediyor.



Umut ediyorum ki bu meseleyi ümmetin önde gelenleri halledecek. Benim kanaatime göre bu halli saÄŸlayabileceklerden biri de Türkiye’deki Caferi kardeÅŸlerimizin imamı Selahaddin Özgündüz’dür. 



Konunun itikadî tartışmasını onlara havale ederek, Åžiay-ı Hilafetin siyaset cihetine bakan kısmıyla ilgili Bediuzzaman’ın ÅŸu yorumuyla sizi baÅŸ baÅŸa bırakıyorum (Meseleye daha geniÅŸ bakmak isteyenler Bediuzzaman’ın 4. Lemasını ve 15. Mektubunu okuyabilirler):



OKUMA PARÇASI:



“EÄŸer desen: Hilâfet-i İslâmiye noktasında İmâm-ı Ali’nin fevkalâde iktidarı, hârikulâde zekâsı ve yüksek liyakatiyle beraber seleflerine nisbeten muvaffakıyetsizliÄŸi nedendir?



Elcevab: O mübarek zat, siyaset ve saltanattan ziyade, daha çok mühim baÅŸka vazifelere lâyık idi. EÄŸer siyasitte ve saltanatta tam muvaffak olsaydı, “Åžah-ı Velâyet” (Evliyalar Åžahı) ünvan-ı ma’nidarını bihakkın kazanamayacaktı. Hâlbuki zâhirî ve siyasî hilâfetin pek çok fevkinde ma’nevî bir saltanat kazandı ve Üstad-ı Küll (Bütün tarikat, meÅŸrep ve yolların Sultanı) hükmüne geçti; hatta kıyamete kadar saltanat-ı ma’nevîsi bâki kaldı.



Amma Hazret-i İmâm-ı Ali’nin Vak’a-i Sıffîn’de, Hazret-i Muaviye’nin taraftarlariyle muharebesi ise, hilâfet ve saltanatın muharebesidir. Yâni: Hazret-i İmâm-ı Ali, dinin hükümlerini ve İslamın hakikatini ve âhireti esas tutup, saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz gerekçelerini o esaslara fedâ ediyordu. Hazret-i Muaviye ve taraftarları ise; hayat-ı içtimâîye-i İslâmiyeyi, saltanat siyasetleriyle takviye etmek için azimeti bırakıp ruhsatı iltizam ettiler, siyaset âleminde kendilerini mecbûr zannedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düÅŸtüler.



Amma Hazret-i Hasan ve Hüseyin’in Emevîlere karşı mücadeleleri ise, din ile milliyet muharebesi idi. Yâni: Emevîler, İslam devletinin varlığını Arap milliyetçilÄŸi üzerine oturtarak, toplumu birbirine baÄŸlayan İslâmiyet baÄŸları yerine, milli rabıtayı eses aldılar ve İslami rabıtayı geri bıraktılar ve iki cihetle zarar verdiler:



Birisi: Arap olmayan Müslümanları rencide ederek islamdan uzaklaÅŸmlarına sebep oldular.



DiÄŸeri: (İslamın dalet müessesesine zarar verdiler. Çünkü) Unsuriyet ve milliyet esasları, adaleti ve hakkı takib etmediÄŸinden zulmeder. Adalet üzerine gitmez. Çünkü unsuriyet-perver (ırkçı) bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez.



Zira “İslam, cahiliyetten kalma ırkçılık ve kabiliciliÄŸi ortadan kaldırmıştır. Müslüman olduktan sonra HabeÅŸli bir köle ile kureyÅŸli bir efendi arasında fark yoktur” kat’i fermanıyla Râbıta-i diniye yerine râbıta-i milliye ikame edilmez; edilse adalet edilmez, hakkaniyet gider.



İşte Hazret-i Hüseyin râbıta-i diniyeyi esas tutup, muhik (haklı) olarak onlara karşı mücadele etmiÅŸ, tâ makam-ı ÅŸehâdeti ihraz etmiÅŸ.



EÄŸer denilse: Bu kadar haklı ve hakîkatlı olduÄŸu halde, neden muvaffak olmadı? Hem neden kader-i İlâhî ve rahmet-i İlâhîyye onların fecî bir âkibete uÄŸramasına müsaade etmiÅŸ?



Elcevab: Hazret-i Hüseyin’in yakın taraftarları deÄŸil, fakat cemaatine iltihak eden diÄŸer milletlerde, yaralanmış yaralanmış milli gururları cihetiyle, Arab milletine karşı bir intikam fikri bulunması, Hazret-i Hüseyin ve taraftarlarının sâfi ve parlak mesleklerine halel (zarar) verip, maÄŸlûbiyetlerine (yenilmelerine) sebep olmuÅŸ.



Amma kader nokta-i nazarında fecî âkibetin hikmeti ise: Hasan ve Hüseyin ve onların hânedanları ve nesilleri, ma’nevî bir saltanata namzed idiler. Dünya saltanatı ile ma’nevî saltanatın cem’i (dünya saltanatıyla manevi sultanlığın bir araya gelmesi) gâyet müÅŸkildir. Onun için (kader) onları dünyadan küstürdü, dünyanın çirkin yüzünü gösterdi. Tâ, kalben dünyaya karşı alâkaları kalmasın. Onların elleri, muvakkat ve sûrî (geçici ve boÅŸ ) bir (dünyevi) saltanattan çekildi; fakat parlak ve dâimî bir saltanat-ı ma’nevîyeye tâyin edildiler; âdi (sıradan) valiler (olmak) yerine, evliyâ aktablarına merci oldular.



Üçüncü suâliniz: “O mübârek zâtların başına gelen o fecî gaddarâne muâmelenin hikmeti nedir?” diyorsunuz.



Elcevab: Sâbıkan beyân ettiÄŸimiz gibi, Hazret-i Hüseyin’in muarızları olan Emevîler saltanatında, merhametsiz gadre sebebiyet verecek üç esas vardı:



Birisi: Merhametsiz siyasetin bir düstûru olan: “Hükümetin selâmeti ve âsâyiÅŸin devamı için, eÅŸhas feda edilir.”



İkincisi: Onların saltanatı, unsuriyet ve milliyete istinâd ettiÄŸi için, milliyetin gaddarâne bir düstûru olan: “Milletin selâmeti için herÅŸey feda edilir.”



Üçüncüsü: Emevîlerin HâÅŸimîlere karşı an’anesindeki rekabet damarı, Yezid gibi ba’zılar(ın)da bulunduÄŸu için, ÅŸefkatsiz bir gadre kabiliyet göstermiÅŸti.



Dördüncü bir sebeb de Hazret-i Hüseyin’in taraftarlarında bulunuyordu ki; Emevîlerin, Arab milliyetini esas tutup, sâir milletlerin efradına “memalik” ta’bir ederek köle nazariyle bakmaları ve gurur-u milliyelerini kırmaları yüzünden, diÄŸer milletler, Hazret-i Hüseyin’in cemâatine intikam-kârâne ve müÅŸevveÅŸ bir niyetle iltihak ettiklerinden (katıldıklarından), Emevîlerin asabiyet-i milliyelerine fazla dokunmuÅŸ, gâyet gaddarâne ve merhametsizcesine meÅŸhur fâciaya sebebiyet vermiÅŸlerdir.



Mezkûr dört esbab, zâhirîdir. Kader noktasından bakıldığı vakit;



Hazret-i Hüseyin ve akrabasına o fâcia sebebiyle hâsıl olan netâic-i uhreviye ve saltanat-ı rûhaniye ve terakkiyat-ı ma’nevîye o kadar kıymettardır ki, o facia ile çektikleri zahmet, gayet kolay ve ucuz düÅŸer. Nasıl ki bir nefer, bir saat iÅŸkence altında ÅŸehid edilse; öyle bir mertebeyi bulur ki, on sene baÅŸkası çalışsa, ancak o mertebeyi bulur. EÄŸer o nefer ÅŸehid olduktan sonra ona sorulabilse, “Az bir ÅŸey ile pek çok ÅŸeyler kazandım” diyecektir.



M. Ali Bulut - Haber 7 07/11/2011

mabulut@gmail.com


Etiketler:
Bu haber toplam 119 defa okundu
YAZARLAR