Yeni Anayasa
LYS Başvuruları Bugün Başlıyor.
MER-DER ANAYASA ÖNERİSİ MECLİS KAYITLARINDA
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Mersaviler

Mersaviler
Mersavî sözcüğünün kökeni hakkında kesin bilgiler olmamakla beraber bu sözcüğün “mert” ya da “mer” (farsça: mert, adam anlamında) ve sav (savmak ve söz anlamlarında farklı görüşler vardır.) sözcüklerinin birleşiminden meydana geldiği büyüklerimiz tarafından ifade edilmektedir. Mert (adam gibi adam) Mersavî gençleri her türlü bela ve afete karşı kendilerini ve toplumlarını mertçe (erkekçe) savdıklarından kendilerine mert ve savan anlamında MERSAVÎ denmiştir. Ne zamandan beri bu terimin kullanıldığı belli değildir.
02.12.2010 / 16:33


MERSAVÎ NEDİR VE MERSAVÎLER KİMLERDİR



Mersavî sözcüğünün kökeni hakkında kesin bilgiler olmamakla beraber bu sözcüğün “mert” ya da “mer” (farsça: mert, adam  anlamında) ve sav (savmak ve söz anlamlarında farklı görüşler vardır.) sözcüklerinin birleşiminden meydana geldiği büyüklerimiz tarafından ifade edilmektedir.  Mert (adam gibi adam) Mersavî gençleri her türlü bela ve afete karşı kendilerini ve toplumlarını mertçe (erkekçe) savdıklarından kendilerine mert ve savan anlamında MERSAVÎ denmiştir. Ne zamandan beri bu terimin kullanıldığı belli değildir.



Mersavîler Şanlıurfa’nın batı köylerinde yaşarlar. Geçimlerini tarım ve hayvancıkla sağlayan Mersavîler, tarihi ve kültürel acıdan Şanlıurfa ‘da önemli bir yere sahiptir. Yaşadıkları alanlar dağlık ve kıraç bölgelerdir.



 



MERSAVİ AŞİRETİ TARİHÇESİ



AŞİRET NEDİR ?



Aşiret nedir?  Aşiret = Arapça bir kelime yani doğu ve güneydoğuda ki toplumlar bu kelimeyi Arapçadan almışlar.  Biraz da değiştirerek aşşir şeklinde kullanmışlar. Peki, buna denk gelen bir kelime yok mudur?  Ebette ki vardır.  Fakat Doğu ve Güneydoğu insanımızın İslamı kabulü ile Arap aşiretlerinin yapı biçimini kendi yapılanma şekilleri olan malbat yapı biçimlerine tercih etmeleri bu kelimenin yerleşmesine vesile olmuştur. Ebette ki malbat tipi bir yapılaşma aşiret tipi bir yapılaşmanın ancak yarısı kadarına tekabül etmektedir. Malbat şeklinin bir üst örgütlenmesi ise BAW dır yani ATA . Hâlbuki Arap aşiretlerinin yapılanma şekli daha geniş ve daha büyük nüfusa tekabül ettiğine göre bu tür bir yapılanmanın kabulü daha mantıklı olacaktır. Nitekim bu yapılanma şekli tüm doğu ve güneydoğuda kabul görmüştür.





AŞİRET: büyük ve geniş akraba topluluğu anlamına gelir. Bir biri ile muaşeret eden iç içe olan zarar ve menfaatlerinde birbirlerini gözeten toplum.

Elbette ki her kavmin veya toplumun bir çeşit aşağıdan yukarıya doğru bir örgütlenme şekli bulunur. Birbirinden farklı da olsa ana hedef toplumun bir arada yaşamasına vesile olacak şekilde bir örgütlenme olmasıdır. Mutlaka kuralları gelenekleri töreleri olacaktır. Her toplumun yapılanma şekli kendisine hastır. Hind toplumlarında Avrupa toplumlarında Afrika toplumlarında Turanî toplumlarda ve dünyanın tüm kavimlerinde bu böyledir. İnsanlar tek başına yaşayamaz kendisini koruyamaz. Mutlaka bir topluma mensup olması gerekir. İnsanlığın var olması ile beraber bu böyle olagelmiştir. Farklılık kaynaşmayı kolaylaştıran bir özellik olmaktadır. İnsanlar farklılıklarını kavim olarak birbirlerinden önemli ve yüksek görmemelidir. Her kavmi yaratan Allah arada tanışıklık olması ve kaynaşma sağlanması için farklı kavimler yarattığını yüce kitabında ifade etmiştir. Öyleyse her kavim ancak iyi olma yönünden diğerinden üstün olabilir. yani kısacası; üstünlük takvadadır. Takva artıkça insanların insanlık kalitesi de artar. Bizler de Mersavî ferdi olarak insanlık adına kazandıracağımız ve yüzyıllarca anılacak güzel faaliyetler yapmak üzere birbirimizle yarışmalıyız. Bu yarışı hızlandırmak için de mer-der’in bir parçası olmalıyız.



MERSAVÎLER NEREDEN GELMİŞTİR?



Mersavîlerin tarih içinde nerelerde yaşadıkları yazılı kaynaklara tahrir defterlerinde geçmektedir. Yapılan doktora çalışmalarından ikisinde 16. Yüzyılda Urfa ve Suruç Birecik köylerinde yaşadıkları ifade edilir:” Ravendan ve Birecik’te iki şube halinde bulunmaktadırlar. Ravendan’ın Mahmudi ve Birecik’in eski Suruç köylerinde meskundurlar. 29 nefer, 20 hane,  26 bennak ve 9 mücerred olup, 284 baş koyunları vardır ve yılda 408 akçe vergi veren küçük bir cemaattir. [1]



“ Bir başka kısım aşiretler de vardır ki, bunlar “tabi-i hariç” şeklinde kaydedilmişlerdir. Aralarında Karslı, kirisli, Mamaşanlı, Mersavî, Özerli (Üzeyirli) Şamlı adlarını taşıyanların bulunduğu bu grup, muhtemelen başka sancaklardan geçimlik için Ruha’ya (Urfa) gelmiş bulunanlardan oluşmaktadırlar.[2]



AHMET Nezihi Turan 1993 yılında yaptığı doktora çalışmasında Baziki Aşiretini anlattığı sayfada Tahrir defterinde bu aşireti; “1540 yılında her birinin başında bir Kethûda olmak üzere 12 gruba, 1566’da Mir-i Aşiretleri idaresinde 8 ayrı cemaat ile Mamoşanlı Kürdikânlı, Mersavi oymaklarından oluşan, Kethüdaları idaresinde 11 üniteye ayrılmış vaziyettedirler.” diye anlatır. Bu durumda Mersavîler 1540 yılında Mir-i Aşiretleri topluluğundandır ve bir oymak olarak bulunmaktadır.



Aynı eserin 67. sayfasında Berazi Aşireti anlatılırken Berazi aşiretinin “1540’ta Mahmut b. Polat Bey idaresinde bir ünite iken 1566’da 3 Mir-i Aşiret, 6 Kethûda altında 9 gruba ayrılmışlardır.[3] olarak ifade eder. Bu ifade ile Mersavilerin Mir-i Aşireti mensubu olduğu ve Mahmut b. Polat Bey’in de bunların  reisleri olduğu anlaşılmaktadır. Aynı mihvalde büyüklerimizden …………………………………… ve ……………………………………….. ile yaptığımız röportajlarda Adı geçen Polat Bey, Mahmut b. Polat Bey’dir.



Şanlıurfa, Ruha Şehri olarak 1518 yılına ait Tahrir Defterine göre 782 Müslim Hanenin yaşadığı bir yerdir. Beş yıl sonra bu sayı 988’e çıkmıştır. Ahmet Nezihi Turanın doktora tezinde Ruha’daki aşiretler sayılırken Mersavilerden “tabi-i hariç” şeklinde kaydedildiği yazılıdır. Buna göre Mersavîler Karslı, Kirişli, Mamoşanlı, özerli ve Şamlı adlarını taşıyan gruplarla birlikte anılır ve bunların ; “Muhtemelen başka sancaklardan geçimlik için Ruha’ya gelmiş bulunanlardan oluşmaktadır.” diye açıklanır. Mersavîler, Mamoşanlı, Baziki, Berazi aşiretleri ile birlikte Mir-i Aşiretlerindendir. Geçimlik sağlamak üzere Ruha’ya 1518 yılı Tahrir Defteri kayıtlarına göre gelmiş ve vergi veriyor bulunmalarından dolayı burada yerleşerek artık geldikleri doğu illerine geri gitmedikleri anlaşılmaktadır. O tarihe kadar konar göçer bir topluluk olan Mersavîler, Osmanlı idaresine dâhil olduktan sonra göçebeliği bırakmışlardır. Bugün Suruç- Bozova ve Şanlıurfa il merkezi üçgeninde bulunan aşağıda adları yazılı köylerde yaklaşık kırk bin nüfus olarak yaşamaktadırlar.



 



 








































































































































MERSAVÎLERİN YAŞADIĞI KÖYLER




SIRA

NO




KÖYÜN ADI




SIRA

NO




KÖYÜN ADI




1.       




B.Kubık




21.   




Lorık




2.       




Belveran




22.   




Pirğelil




3.       




Büyük Alanlı (Keşişlıga Mezın)




23.   




Salık




4.       




Çolmekçi




24.   




Sarı Şehy




5.       




Geçiburç




25.   




Sarımağara




6.       




Gokgeran




26.   




Sayburç




7.       




Hut




27.   




Seydveran




8.       




İnanlı (Bedin)




28.   




Taşan




9.       




K.Kubık




29.   




Tatmeseku-1




10.   




Karaharabe (Aslanlı)




30.   




Tatmeseku-2




11.   




Karaharabe (Ğırabreş)




31.   




Tatmeseku-3




12.   




Karataş (Herim)




32.   




Yoğunburç




13.   




Kaynter




33.   




 




14.   




Keçiburç




34.   




 




15.   




Kermitli




35.   




 




16.   




Kızılburç




36.   




 




17.   




Kızler




37.   




 




18.   




Kolan Şehir




38.   




 




19.   




Kundırlı




39.   




 




20.   




Küçük Alanlı (Keşişlıga Çuk)




40.   




 




 



 



 



16. yüz yıldan sonra Mersavîler hakkında yapılan kapsamlı bir araştırma yoktur.  Bu nedenle onların tarih boyunca yerleşim yerleri ve tarihi geçmişleri hakkında kesin bir bilgilere ulaşmak mümkün olmamaktadır.



Mersavî büyüklerinin ifade ettiklerine göre Mersavîler doğu Anadolu’ nun kuzey kesimlerinde yaşarken eşkıyalardan kaçmışlar ve başlarının belalara girmemesi için anayurtlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Geçimlik derdi ile buğun yaşamakta oldukları bölgeye gelmişlerdir. Yaklaşık olarak beş yüz yıl kadar önce Şanlıurfa bölgesine gelerek yerleşen Mersavî büyükleri, yerleştikleri bölgede herkes ile iyi geçinmişlerdir. Mertliklerini insanlara zarar vermek anlamında kaba kuvvet ile değil cömertlikleri ile göstermişlerdir. Mersavîlere liderlik yapanların köy odaları her zaman açık kalmış ve yoksulları ile yolu Mersavî köylerinden geçen herkes bu odalardan faydalanmıştır. Bu ifadeler ile 16. yüzyıl Tahrir Defterleri kayıtları uyuşmaktadır. Devletine her zaman bağlı kalan Mersavileri yasadışı faaliyetler içinde görmek çok enderdir. Gençleri Allah korkusu ile yetişirler. Allah’ın her zaman her yerde hazır olduğunu bilemek onlara davranışlarını kontrol etme gücü verir.



Osmanlı dönemindeki Urfa hakkında tüm bilgiler Halep Vilayet Salnamesi'nde yer almaktadır.

Urfa'nın ilk ve tek vilayet salnamesi cumhuriyet döneminde kaleme alınmış ve yayınlanmıştır. 1927 tarihli bu salname, Urfa'nın tarihi, coğrafi, ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel tanıtımını yapan ilk ve tek Osmanlıca kaleme alınmış salnamedir.  Vali Fuad Bey'in önsöz yazdığı bu salnamede, Urfa'da o dönem aşiretler ve bu aşiretlerin örf ve adetleri ile ilgili birtakım bilgilere yer verilmiştir. Bu salnamede Mersaviler hakkında şöyle bir ifade geçer:



“Mersavi Aşireti: Merkez Vilayetin şimal-ı garbisinde sakin ve ziraatle meşguldürler. Urfa dahilindeki Mersaviler takriben iki yüz elli haneden ibarettir.”



 



KURTULUŞ SAVAŞINDA MERSAVÎLER



Kurtuluş savaşında Urfa'nın kuzeyinin savunulmasında untulmaz destanlar yazan atalarımız, Fransızların bu topraklardan çıkması için üzerlerine düşen görevi layığı ile yerine getirmişlerdir.





Mersavîler, Urfa’nın kurtuluşu esnasında Saco’nun Fransız askerlerinin Urfa’yı terk etmeye başladıkları zamanda Urfa Suruç arası bir bölgede Fransız askerlerinin giderken elde etmek istedikleri birtakım ganimetlerden dolayı dayanamamış ve onlarla savaşa girerek, sözlerinde durmayıp bir şeylere karışmadan Urfa’yı terk etmek gerekirken sağa sola ateş eden ve masum hayvanlara bile zarar vermekten çekinmeyen Fransız askerleri ile savaşmışlar ve birçoğunun cezasını vermişlerdir. Böylece Fransız askerleri çekildikleri köylerin talan edilebilecek yenilebilir lokma olmadığını anlamalarını sağlamışlardır.



Mersavîler şimdiki Gözek Yüzme Havuzunun bulunduğu bölgede eski yolda olan küçük köprünün etrafında sipere yatmışlar ve bizim askerler eşliğinde Urfa’yı terk etmek üzere gece yola çıkan Saco ve askerlerine, herhangi bir taşkınlık veya sarkıntılık ve kalleşlik durumunda müdahale etmek üzere hazır beklemişlerdir. Bizim askerin sözü edilen köprüye geldikten sonra ayrılmak üzere geri dönüşleri başlayınca Saco’nun kalleş askerleri bizimkilere ateş edince sipere yatmış olan Mersavî çeteleri de ateşe başlamış ve hainlerin hak ettiği cezayı almalarını sağlamışlardır. O zaman ölen bazı akrabalarımızın adı aşağıdadır.[4]



Maraş’ta bulunan Fransızlarla Ermenilerin Müslüman halka karşı saldırıya geçmeleri üzerine Maraş ve çevresinde bulunan Kuvâ-yı Milliye tarafından savunma hazırlıkları yapıldığı, aralarındaki şiddetli çarpışmaların sürdüğü, Antep’den Maraş’a erzak ve cephane nakleden bir Fransız nakliye kolunun Behisnili meşhur eşkıya Benli (?) Ali ve avanesi tarafından imha edildiği, avane reisleriyle Millî aşiretinden oluşan 2.000 kadar atlı ve 600 kadar da develi bir kuvvetin 1 Şubat 1920’de Suruç’a gelerek kasabayı kuşattığı, Fransızlara kasabayı terk etmelerini, aksi halde hücum edeceklerini bildirdikleri, Berazi aşireti reisinin Yasravi (Mersavî ?) aşiretleriyle birleşerek tren hattını tahrip etmeye gittiği, Cerablus-Müslime Cerablus-Akçakale hattının tahrip edildiği, Suruç’taki Fransızların Birecik’e çekildiği, ve böyleve fransızların memletimizi terk etmek durumunda kaldığı , Mamuretülaziz Vilâyeti Vekâleti’nden alınan  

7 Şubat 1920 tarihli şifre telgraf suretinden anlaşılmaktadır.

(kaynak :
http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge/995/049.doc.)



 



MERSAVÎLERDE AĞALIK KURUMU



Mersavîler'de ağalık hiçbir zaman herkesin bildiği halkı ezen eski Türk filmlerinde gördüğümüz gibi gaddar, sömüren, maddi ve manevi olarak tahakkümde bulunan  ve her türlü devlet imkânını kendi menfaatleri için kullanan tipte olmamıştır. Ağa olarak kabul edilen aile ve fertleri tam aksine muhtaç olan köylüyü koruyup kollamış ve ihtiyaçlarını gidermiştir. Köyde kurdukları odalarla her gelen yabancıya sofralarını açmışlar ve garibanların da karnını doyurmuşlardır. Bu nedenledir ki ağalar çok sevilmiş ve saygı görmüşlerdir. Şükrü KARATAŞ ve ailesi bu tür ağalardandır.  Ağa cömerttir, merttir.



Ağalık seçim meydanlarında; benim oyun şu kadardır deyip siyasi menfaat toplayan aciz kimselerin tekeline düşmemiş; asine sevilen bir insan olmanın ayrıcalığı ile toplumda her yerde övülen ve saygı duyulan bir aile içi bağlılık mekanizması oluşmasına sebep olmuş ama bu durum hiçbir zaman :” ağamız böyle diyor, öyleyse doğrudur.” tezine dönüşmemiştir.



Fevzi veya …. ağanın resmi eklenecek





GEÇİM KAYNAKLARI



Mersavîler yaşadıkları bölgelerde tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlamışlardır. Geçim sıkıntısı her zaman her devirde olmuştur. Yaşadıkları bölgeler dağlık ve çoraktır.  Toprak verimsizdir. Tarım olanları sınırlıdır; olanlar da taşlıktır. Mersavîlerın çoğu bu taşlık tarlalarını temizlemiş ve geçimlerini sağlayacak ekin alanlarını açmaya çalışmışlardır.

Hayvancılık, Mersavîler için kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadardır. Son birkaç yıldır hayvancılık ile uğraşan aileler çoğalmıştır.



Özellikle meyve yetiştiriciliğinde fıstık ön plandadır. Fıstık ağaçları uzun soluklu bir hizmet istediğinden her Mersavî fıstık yetiştirmek ile uğraşmaz.   “Fıstıkları babalar yetiştirir, torunlar yer derler.” Bu nedenle ancak torunların yiyebileceği bir meyve içinde pek az Mersavî hizmet etmiştir. Çünkü çok daha öncelikli ihtiyaçlar vardır. Ancak son zamanlarda kente yerleşen ve ziraat ile ilgili birçok teknik bilgiye sahip olan Mersavî gençleri, kendi köylerinde fıstıkların daha erken yetişebilmesi için gerekli desteği sağlayarak, yeni gelişen teknolojileri de kullanıp yeni ürün yetiştirme yöntemlerini uygulayarak fıstık yetiştiriciliği yapmaya başlamışlardır. Böylece fıstıklar artık yirmi yılda değil on yılda da ürün vermeye başlamış ve babalar da kendi ektikleri ağaçların meyvesini yemeye başlamışlardır.



Fıstık cinsi olarak daha çok kabuğu beyaza çalan kırmızı ile renkli “keten köyneği” yetiştirilir. Fıstıklar iyice olgunlaşınca daha ağaçta iken çatlar ve içi yeşil bir yemişle dolar. Yurt içinde ve yurt dışında birçok kullanım alanı olan fıstık hem çerez olarak hem de özellikle tatlı sektöründe kullanılarak tüketilir. Aslı Urfa fıstığı olan fıstık, Antepliler tarafından Antep fıstığı olarak dünyaya pazarlanır. 



Üzüm yetiştiriciliği Mersavî bölgesinde yoğun olarak yapılan bir meyve yitiştiriciliğidir. Bizim üzümün tadı oldukça tatlıdır. Kabuğu ince ve sarı renklidir. Tahnevi, …….. ,,…… gibi üzüm türleri  yetiştirilir. Üzüm daha çok pekmez olarak değerlendirilir. Pekmezi Mersavîler kendileri bizzat bağlarında “mahsere” dedikleri toplama ve üzüm yapma ocaklarında yaparlar. Üzümleri parlak açık kırmızıdır. Gün pekmezi ve kara pekmez diye iki tür pekmez üretirler. Kara pekmez daha çok ilaç olarak kullanılır. Kışın vazgeçilmez soğuk algınlığı ilacıdır. Nefesi açar, kanı artırır, güç verir.









[1] Öztürk, Mustafa, 16. Yüzyılda Kilis Urfa Adıyaman Çevresinde Cemaatler, Oymaklar, Elazığ 2004 s. 79 – Tapu Tahriri Defteri No. 506 s. 206-207





[2] Turan, Ahmet Nezihi, 16. Asırda Ruha (Urfa) Sancağı, Ankara 1993 – Tapu Tahriri Deferi 151, s.42b 45.a,56.a 72.a vd.





[3] Maliyeden Münevver 351 s.131-135 – Tahrir Defteri 151 168a-172b





[4] ….. nın oğli filan …. Emin doğandan bilinen isimler alınacak




Etiketler:
Bu haber toplam 824 defa okundu
YAZARLAR