Sizde Bağışçı Olun: Bir bağışta siz yapın

  • X
  • Hakikatin Sessizliği ve Tarihin Gürültüsü

    04 Şubat 2026 111

    Hakikatin Sessizliği ve Tarihin Gürültüsü

    Tarih, çoğu zaman en gür sesle konuşanın hikâyesidir. Kılıcı olanın kalemi, mührü olanın hafızası vardır. O yüzden geçmiş, bize çoğunlukla olduğu gibi değil; olması istendiği gibi anlatılır. Devletler yalnızca toprakları değil, zamanı da yönetmek ister. Dün, bugünün emrine verilir; yarın ise seçilmiş bir geçmişin gölgesinde kurulur.
    Böylece tarih, hakikatin aynası olmaktan çıkar; iktidarın vitrinine dönüşür.
    O vitrine baktığımızda düzen görürüz, süreklilik görürüz, meşruiyet görürüz. Ama vitrin camının arkasında kırık hayatlar, susturulmuş sesler, kayda geçmemiş acılar vardır. Resmî tarih, çoğu zaman olanı değil; oldu denmesi gerekeni anlatır. Çünkü hakikat karmaşıktır, rahatsız edicidir, itaatsizdir. İktidar ise düzen ister; netlik, sadelik ve itaat.
    Bu yüzden tarih yazımı, yalnızca bir bilgi meselesi değil; ahlâk meselesidir.
    Gerçek tarihçi, arşive girdiğinde eğilmez. Belgeyi kutsal saymaz; ona soru sorar. Çünkü bilir ki belgeler de yazılır, seçilir, saklanır. Sessizlikler bazen en yüksek sesle konuşur. Bir olayın kayda geçmemesi, onun yaşanmadığı anlamına gelmez; bazen tam tersine, fazla yaşandığı anlamına gelir.
    Mitler işte bu boşluklarda doğar. Toplumlar, katlanamadıkları hakikatin yerine efsaneler koyar. Mitler anlam verir, teselli eder, bir arada tutar. Ama mitler hakikatin yerini aldığında, hafıza körleşir. Belge varken mite sarılmak, masum bir tercih değildir; bilinçli bir kaçıştır.
    İlmin namusu tam burada sınanır.
    Namuslu bir tarihçi, kendi tarafını bile yaralayabilecek bir gerçeği saklamaz. Çünkü onun sadakati kimliğe değil, hakikatedir. Alkıştan çok yalnızlığı göze alır. Bilir ki çoğunluk tarafından onaylanan tarih, çoğu zaman doğru değildir; sadece yararlıdır.
    Tarafsızlık, bu yüzden yanlış anlaşılır. Tarafsızlık duygusuzluk değildir. Tarafsızlık, herkesin hikâyesine aynı sertlikle bakabilme cesaretidir. Kendi acısına duyduğu saygıyı, başkasının acısından da esirgememektir. Ne devlete yaslanmak ne de mağduriyeti kutsallaştırmaktır.
    Hakikat, ne güçlülerin tekelindedir ne de mazlumların otomatik mülkü. Hakikat, ancak özgür bir zihnin yüklenebileceği kadar ağırdır.
    Devlet tarihi savunur. Bağımsız tarih anlamaya çalışır. Biri düzen üretir, diğeri yüzleşme. Biri sessizlik ister, diğeri soru.
    Ve her çağda, çok az sayıda insan çıkar; ne iktidarın gölgesinde serinler ne kalabalığın sıcaklığına sığınır. Onlar için tarih, kariyer değil; emanettir. Yazdıkları her cümlede şu soruyu taşırlar: “Bu doğru mu?” değil sadece, “Bu adil mi?”
    Ancak böyle yazılan bir tarihe güvenilebilir. Çünkü güven, gücün değil; ahlâkın yan ürünüdür.
    Belki de bu yüzden gerçek tarih, her zaman geç yazılır. Gürültü dindikten sonra, alkışlar sustuğunda, geriye yalnızca hakikat kalır. Ve o hakikat, çoğu zaman fısıldayarak konuşur.
    Ama dikkatle dinleyenler için yeterince nettir.

    Dr. Sadık YETİM
    Telefon
    WhatsApp