Her Sıkıntının Bir Sebebi Vardır
Çektiğimiz sıkıntılar ve yaşadığımız şartların
zorlaşması boşuna değildir. Büyüklerimiz ya da ileri gelenlerimiz, zor şartları
önümüze koyuyor ve bizi bunlara uymaya zorluyorsa, mutlaka bir bildikleri
vardır. Sabrın sonu selamettir. Sabır; her türlü sıkıntıya katlanarak,
bir gün daha iyi olacağı umuduyla beklemektir. Günü geldiğinde ve şartlar
temenni edilen hâle ulaştığında, sıkıntılar da geçecektir.
Hayat şartları bazen insanı kuru ekmek yemeye, bir
bardak su yerine bir damla suyla yetinmeye mahkûm edebilir. Burada önemli olan,
sabır ve tevekkül ile bekleyebilmektir. Küçük bir sıkıntı gördüğümüzde
hemen rest çekmek; şartlara karşı sorumluluk bilinciyle yeni yollar
geliştirenlere karşı gelmek, bizi farkında olmadan derin çukurlara ve tuzaklara
sürükleyebilir. Rahatlıkla elde edilen nimetlerin, fark edilmeyen sinsi
bedelleri vardır.
Babanız; şerefini, namusunu ve onurunu koruyarak kıt
kanaat geçinmesine sebep olan bir işte çalışıyor ve kazandığı az parayla sizi
hayatta tutmaya çalışıyorsa, buna minnet duymalısınız. Aksine davranıp
onur ve haysiyetinizi ayaklar altına sererek rahat yaşamak isterseniz, bunun
için de çeşitli yollar vardır. Babanızın yapmak istemediği kötü işleri yapar,
kısa sürede çok para kazanabilir; lüks arabalara binebilir, pahalı lokantalarda
yemek yiyebilir, şık mağazalarda dolaşabilirsiniz.
Ancak bu pis işlerin çok kötü bir huyu vardır:
İnsanın onurunu ve şahsiyetini kısa sürede yerle yeksan eder. Patronların kirli
işlerini yapan piyonlar hâline gelirsiniz. Lüks arabalar gözünüzü kamaştırır,
yediğiniz yemekler cennet meyvesi gibi görünür. Bunların hepsi, aklın şeytan
aldatmasına kapıldığı hayali bir sinema perdesi gibidir. Film biter, sahne
kapanır. Geriye; kısa süreli menfaatler uğruna feda edilmiş, onursuz ve
kişiliksiz bir ömür kalır.
Babanız da artık sizi kabul etmez. Kullanılmış ve çöpe
atılmış bir naylon poşet gibi, tüm pislikleri içinizde taşırsınız. Bunu
büyüterek aşiretlere, mahallelere, şehirlere ve devletlere benzetebilirsiniz.
Birileri size bir sınır koymuşsa, bunu saygıyla karşılayınız. Özgür olmak,
kendi başına karar verebilmek ve kendi kendine yetmek bedelsiz değildir.
Sizi yoldan çıkarmaya, kendisiyle hareket ettirmeye ve
sonunda köleleştirmeye çalışan çok “dost” olur. Sizi azar azar besleyen, hazır
ve kolay bir hayat sunan herkes dostunuz değildir. Mutlaka bir ince
hesapları vardır; bunu biliniz.
Kısa Bir Hikâye
Bir kümes vardır. Kümeste birçok tavuk, tecrübeli
yaşlı bir horoz ve genç bir horoz bulunur. Kümesin etrafında ise bir tilki
dolaşmaktadır. Yaşlı horoz, tilkinin içeri girmemesi için kümesin kapısını sıkı
sıkıya kapatmış, tavukları dışarı bırakmamaktadır. Her gün onlara yetecek kadar
yem verir.
Dışarı çıkamayan tavuklar, doğal olarak zayıf ve cılız
kalır. İçeri giremeyen tilki, tavuklara ulaşmanın yollarını ararken kümeste
küçük bir delik açar. Bu delikten genç horoza her gün bir avuç mısır uzatır. Bu
durum genç horozun çok hoşuna gider. Bir gün tilki, genç horoza tek başına
yiyemeyeceği kadar mısır verir. Genç horoz da bunu tavuklarla paylaşır.
Günden güne genç horozun ünü artar, yaşlı horozun
otoritesi zayıflar. Bir süre sonra “dışarıda artık tehlike yok” tartışmaları
başlar. Tilki, kümesin kapısının önüne hepsine yetecek kadar mısır döker.
Tavuklar kapının açılıp açılmaması konusunda tartışır ve sonunda kapıyı açmaya
karar verirler.
Günlerce kümesin önünde rahatça yemlenirler. Korkular
tamamen biter. Bir akşam tilki, kümesten kendi yuvasına kadar mısır taneleri
döker. Tavuklar, yemlenerek tilkinin yuvasına girer. Tilki, hepsinin içeri
girdiğinden emin olduktan sonra kapıyı kapatır.
Hikâye
burada biter.
(Hikâye anonimdir.)
(Hikâye anonimdir.)
Alınacak ders şudur: Aileler, aşiretler, şehirler ve ülkeler de çoğu zaman
böyle yönetilir.
Şunu sormak
gerekir:
Kümes neresi?
Yaşlı horozlar kimler?
Genç horoz kim?
Tilki kim?
Kümes neresi?
Yaşlı horozlar kimler?
Genç horoz kim?
Tilki kim?
İçimizdeki yaşlı horozları, genç horozları ve
tilkileri tanımalıyız. Tilkilerin ekmeğine yağ sürenleri, peşlerine taktıkları
tecrübesiz tavukları iyi bilmeliyiz. Bunlar bazen en yakınımızda olabilir. Her
hallerini tanır, sever, sayarız; fakat neyi, ne amaçla planladıklarını
bilemeyiz.
İyi hesap edilmemiş, sonu meçhul işleri aklın
süzgecinden geçirmeyi bilmeliyiz. Bazen teşhis acıdır, ilaç zehir gibi gelir;
ama içmekten çekinmemeliyiz.
Dünya ülkelerine ve yöneticilerine bir de bu masalın
gözüyle bakınız. Size vaat edilen hayal ülkelerini düşününüz. Bir de her türlü
imkânsızlığa rağmen onurlu duruşunu koruyanları…
Söz sizin: Kim kimdir, bu hoş maskelerin ardında ne gizlidir?
Düşünüyorum,
öyleyse insanım.
Onurlu bir duruş, insan olmanın şartıdır.
Onurlu bir duruş, insan olmanın şartıdır.
Hüseyin KAYA
22.12.2025
22.12.2025

Türkçe
English




